İnkilap tariHİ ders notlari (Sekizinci Sınıflar İçin)



Download 361.64 Kb.
bet6/7
Sana08.09.2017
Hajmi361.64 Kb.
1   2   3   4   5   6   7

Konferansa Katılan Devletler

İngiltere,Fransa,İtalya,Japonya,Yunanistan,Romanya,Yugoslavya,Türkiye.

Ayrıca gözlemci olarak ABD;hem boğazlar hem de Trakya ile ilgili konularda Bulgaristan; Boğazlarla İlgili Konularda Sovyet Rusya; diğer belirli konularda Belçika ve Portekiz.

Konferansta Görüşülecek Konular


  1. *Osmanlı Devletinden kalan ve tarihten kalan en az üç asırlık konular(Kapitülasyonlar,dış borçlar,yabancı okullar ,Patrikhanenin durumu,Ermeni meselesi,azınlıkların durumu)

  2. *Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar(Türk-Yunan sınırının tespiti,Ege adalarının durumu,Türk ve Rumların yer değiştirmesi,Yunanlıların verdikleri zararların karşılanması)

  3. *Türkiye-Irak,Türkiye-İran ,Türkiye-Suriye sınırının tespiti

***TBMM Hükümeti,Türk heyetine verdiği talimatta;Misak ı Milli,Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurulamayacağı ve kapitülasyonların kesin kaldırılması konusunda taviz verilemeyeceğini belirtmişti.

20 Kasım 1922 de başlayan konferansta İtilaf devletlerinin ortak görüşü kapitülasyonların devam ettirilmesi idi .Osmanlı dış borçları,Türk-Yunan sınırı,Musul’un durumu ve Boğazlar konusunda anlaşma sağlanamadı(Sovyet Rusya Boğazların Türkiye’de kalmasını istedi çünkü İngiltere’nin oraya yerleşmesinden endişe ediyordu.1936 da ise İngiltere Boğazların Türkiye’ye bırakılmasını Rusya ise Boğazlar komisyonuna bırakılmasını isteyecektir) Görüşmeler kesildi ve heyet Ankara’ya dönerek Boğazlar ve Musul yönünde hareket etmek üzere savaş hazırlığı yapmaya başladı.

Özellikle İngiltere(Temsilcisi Lord Curzon) Türk tarafının maddi durumunun çok kötü olmasından dolayı bir savaşı daha göze alamayacağını düşünüyor,muhalefetin ve halkın sesinin yükselmeye başladığı için bir iç ayaklanmanın çıkabileceğini ümit ediyor ve şartları zorla kabul ettirmeye çalışıyordu.

Bu arada muhalefetin (Rauf Orbay’ın arkasında kenetlenmişlerdi) güçlenmesi ve birinci meclisin oldukça yıpranması üzerine 1 Nisan 1923’te seçimler yenilendi ve ikinci meclis dönemi başladı.Muhalefetin çoğu meclise giremedi.



Ancak İngiliz kamuoyunun savaş yanlısı olmaması görüşmelerin yeniden başlamasına sebep oldu.4 Şubat 1923’te başlayan görüşmeler 24 Temmuz 1923’te anlaşmayla sona erdi.23 ağustos 1923’te TBMM tarafından kabul edilerek yürürlüğe girdi.

Hükümleri

  1. Kapitülasyonlar:Her türlü kapitülasyonlar bütün sonuçlarıyla kaldırılmıştır.(Türk tarafının istediği şekilde halledilen tek konu)

  2. Dış Borçlar:İlk dış borcu 1854’te Kırım Savaşı esnasında İngiltere ve Fransa’dan almıştı ve o günden bu güne çokça artmıştı.Dış borçlar, Osmanlı Devletinin parçalanmasıyla ayrılan devletler arasında paylaştırıldı.kendine düşen payı da taksitler halinde ve Frank veya Türk parasıyla ödemeyi kabul etti (1954 yılına kadar sürmüştür) savaş tazminatı ödemeyi kabul etmedi;Yunanlılardan tazminat almaya hak kazandı ancak ödeyecek durumda olmadığı için Karaağacı bize vermeyi kabul etti1881’de kurulan Duyun ı umumiye kaldırıldı.




  1. Boğazlar:Boğazlarda kesin Türk hakimiyeti sağlanamadı. Boğazlardan barış zamanı askeri olmayan gemiler geçebilecek.Savaş zamanı Türkiye savaşta yer alırsa , boğazlar üzerinde istediğini yapma hakkına sahiptir Ancak Türkiye’nin başkanlığını yaptığı bir “Boğazlar Komisyonu” boğazlardan geçişi kontrol edecek.

Boğazlardan geçiş serbest olacak,barış zamanı askeri özellik taşımayan gemi ve uçaklar geçebilecek,boğazların kıyıdan 15 km kısmı askerden arındırılacak.(Boğazlar üzerindeki kesin Türk hakimiyeti 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesiyle sağlanmıştır)


  1. Azınlıklar:Bütün azınlıklar Türk vatandaşı sayıldığından ayrıcalık verilmedi(Erzurum Kongresinde azınlıklara ayrıcalık verilemeyeceği ilk kez belirtilmişti.)Batı Trakya’daki Türkler ve İstanbul’daki Rumlar dışında Türkler ve Rumların karşılıklı olarak yer değiştirmesi kararlaştırıldı(mübadele)Ancak Yunanlıların İstanbul’da daha fazla Rum bırakma girişimi yüzünden 1926 ve 1930 mübadeleler tekrar gündeme gelmiştir.




  1. Sınırlar:

a)Batı Sınırı:Yunanlılarla Mudanya Mütarekesi esas alınarak Meriç ırmağı doğal sınır oldu.Bulgaristan sınırı1913 ve 1915 sınır düzenlemeleri esas alındı.

Adalar:Balkan Savaşlarından beri işgal altında tuttukları,Sakız ,Sisam ve Midilli adaları silahsızlandırılmak şartıyla Yunanlılarda;Boğazlar ve Çanakkale’nin güvenliği açısından da İmroz,Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adaları Türkiye’ye kalacak.Rodos dahil 12 ada İtalya’ya kalacak(İtalya II.dünya Savaşından yenik çıkınca buraları Yunanistan almıştır.Anlaşmanın aksine bütün Yunana adları silahlandırılmıştır).Yunanistan savaş tazminatı yerine Karaağacı Türkiye’ye verdi.

b)Güney Sınırı:20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması esas alındı.Hatay sınırlarımızın dışında kaldı.

c)Doğu Sınırı:İngiltere’nin mandasında olan Irak,zengin petrol yataklarına sahip Musul yüzünden çözümlenemedi.(Musul Mısak ı Milliden verilmiş bir tavizdir.)

6. Patrikhane:Türk tarafı ,patrikhanenin yıkıcı faaliyetlerinden dolayı Türkiye sınırının dışına çıkarmak istemişse de başarılı olamamıştır.(Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedince,mezhepler arasındaki ayrılıklardan yararlanmak ve Haçlı birliğinin kurulmasına engel olmak için patrikhaneyi İstanbul’da bırakmıştı)

7. Yabancı Okullar:Türkiye’nin bir iç sorunu olduğundan bu sorun ,1926’da çıkarılan “Özel Okullar Yönetmeliği” ile çözülmüştür.

8. İstanbul:İtilaf Devletleri 6 hafta içinde şehri terk edecektir. Son işgal kuvvetleri,2 Ekim 1923’te Türk bayrağını selamlayarak İstanbul’u terk etti.6 Ekimde Şükrü Naili Paşa komutasındaki Türk ordusu İstanbul’a girdi.Milli Mücadele döneminde en üzün süre işgal altında kalan şehrimiz İstanbul olmuştur.Savaş tutsakları da karşılıklı olarak iade edilecek.
Lozan’da Çözülemeyen Konular

  1. Musul Sorunu(Irak sınırı)

  2. Hatay Sorunu

  3. Patrikhane

  4. Yabancı Okullar

  5. Boğazlar Sorunu


Lozan Antlaşmasının Önemi

  1. Türkiye uluslar arası ilişkilerde eşit şartlarda temsil edilmiştir.

  2. Osmanlı Devleti uluslar arası sahada hukuken sona ermiştir.

  3. Misak ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiştir.

  4. Asırlarca Avrupalıların peşinde koştukları “Şark Meselesi”(Türkleri Anadolu’dan ve Avrupa’dan atmak projesi) iflas etmiştir.

  5. Ermeni ve Rum iddiaları ortadan kalkmıştır.

  6. Türk dış politikasın esasları belirlenmiştir.

  7. Kapitülasyonlar kaldırılarak ekonomik bağımsızlık sağlanmıştır.

  8. Lozan’dan sonra batılı ülkelerle ilişkiler yumuşamaya başlamıştır.

  9. Türk milletini adeta esir eden Mondros ve Sevr antlaşmaları geçersiz kılınmıştır.

  10. Bağımsızlık mücadelesi veren pek çok devlete ışık tutmuştur.

  11. Geçerliliği günümüze kadar süren yüzyılımızın en uzun süreli barış antlaşmasıdır.

  12. Siyasi,sosyal,hukuki ve kültürel alanda yapılacak İnkılaplar için uygun ortam oluşturmuştur.

  13. I.Dünya savaşını sona erdiren son barış antlaşmasıdır.


SALTANATIIN KALDIRILMASI

SEBEPLERİ

  1. 3 Nisan 1920’de açılan meclisle yeni bir devletin temelleri atılmıştı.Buna göre hakimiyet kayıtsız şartsız millete aitti;oysa saltanat tek kişinin hakimiyetine dayanıyordu.

  2. 20 Ocak 1921’de kabul edilen ilk anayasada da hakimiyetin millete ait olduğu belirtilmişti.

  3. Padişah ve İstanbul Hükümetinin Milli Mücadelede hiç katkıları yoktu;tam tersi aleyhine çalışmışlardı.Milli Mücadele hareketine girişenleri vatan haini ilan etmiş hatta idama mahküm etmişlerdi.Ayrıca TBMM’ye karşı çıkan ayaklanmaları desteklemiş ve Sevr’i imzalamıştı.

  4. İtilaf devletleri,çift başlı yönetimden sürekli yararlanmak istiyorlardı.Daha önce Londra Konferansına hem İstanbul Hükümeti hem de TBMM çağrılmıştı.Şimdi bir kez daha Lozan Konferansında aynı sahne oynanmaktaydı.Bunun üzerine TBMM,İstanbul Hükümeti’nin Lozan’a katılmasını engellemek için 1 Kasım 1922’de Saltanatı kaldırma kararı aldı.

Halifelik aynı anda kaldırılmamıştı çünkü;halkta büyük bir tepki oluşabilirdi,ayrıca İngilizler bu kurumu kendi sömürgeleri için kullanabilirdi.

4 Kasım 1922’de son Sadrazam Tevfik Paşa istifa etti.



Son padişah Vahdettin ,hayatından endişe ettiği için İngilizlere ait Malaya zırhlısıyla,17 Kasım 1922’de önce Malta adasına,oradan Mekke’ye,oradan da ömrünün geri kalan kısmını geçireceği San Remo’ya gitti(İtalya).

18 Kasım 1922’de hanedan soyundan Abdülmecit Efendi halife ilan edildi(Son Osmanlı dolayısıyla İslam halifesi)
SONUÇLARI:

  • a) Saltanatın kaldırılması milli mücadele döneminde yapılan tek inkılap hareketidir.Böylece Osmanlı Devleti hukuken sona erdi.

  • b) Altı asırdan fazla süren Osmanlı saltanatı sona erdi.

  • c) Milli egemenlik ve cumhuriyet yönetiminin önünden önemli bir engel kalktı.

  • d) Laik devlet düzenine geçişin ilk basamağı oldu.İnkılapların önü açıldı.

  • e) İki başlı yönetime son verildi güç tamamen TBMM’nin eline geçti.Lozan Antlaşmasına katılmamak için önünde bir engel kalmadı.


TBMM’DEKİ BAZI ÖNEMLİ GELİŞMELER

1Nisan 1923’te Lozan görüşmeleri yapılırken muhalefetin yükselen sesini bastırmak için seçimler yapıldı ve TBMM güven tazeledi.Muhalefetin çoğu TBMM’ye giremedi.Böylece I.TBMM hükümeti sona erdi ve II.TBMM Hükümeti Dönemi başladı.

9 Ağustos 1923’te,bütün milli cemiyetlerin Sivas kongresi kararıyla toplanıp Anadolu ve Rumeli Müdafa ı Hukuk adını alan cemiyet Halk Fırkası (Partisi) adıyla Atatürk tarafından partileştirildi.(Atatürk,11 Ekim 1923’te başkan seçildi.Cumhuriyetin ilanıyla Cumhuriyet Halk Partisi adını alan bu partinin II.Kurultayında Nutku’nu okumuştur.15-20 Ekim 1927)

13 Ekim 1923’te,ilk kez 27 Aralık 1919’da Temsil Heyeti’nin Ankara,’ya gelmesiyle merkez olan Ankara,İsmet Paşa’nın önergesiyle başkent olmuştur.

CUMHURİYETİN İLANI

SEBEPLERİ: Mustafa Kemal’in baştan beri düşüncesi milli egemenliğe dayalı bir devletti ama bunu zamanı gelene kadar açıklamamıştır.

  • Yeni bir devlet kurulmuştu ama henüz bir padişah bulunduğu için devlet başkanı yoktu.Saltanat kaldırılınca bunun önündeki engel de kalkmış oldu.1921 anayasasında resmen adı konmasa da devletin rejiminin cumhuriyet olacağı belirtilmişti.

  • Lozan Antlaşmasının imzalanması ve TBMM’de kabul edilmesiyle milli bağımsızlık gerçekleşmiş oluyordu.Ancak saltanata bağlı olanlar yürütme yetkisinin halifeye verilmesini istiyorlardı.

  • Meclis Hükümeti sistemi benimsenmişti.Yani bakanları meclis teker teker seçiyordu;en başına da başvekil unvanıyla bir milletvekili getiriliyordu.Hepsi meclis başkanına karşı sorumlu idi.Biri istifa etse yenisi mecliste oylanarak seçilmesi gerekiyordu.Bu karmaşık düzen içinde başvekil Fethi Okyar ve bakan arkadaşları istifa edip yerine yenisi kurulamayınca bir hükümet bunalımı çıktı.Bunun üzerine 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.

  • Aynı gün Ankara milletvekili Atatürk Cumhurbaşkanı seçildi;İsmet Paşa(İnönü) başbakan,Fethi Okyar da TBMM başkanı seçildi.Halk Partisi genel başkanlığı vekilliğini de İsmet Paşa ‘ya bıraktı.

  • Cumhuriyetin İlanıyla;

a) Devlet rejimine gerçek adı konmuş bu konudaki kargaşa ortadan kalkmıştır.

b) Cumhurbaşkanının başkanının seçilmesiyle “Devlet başkanlığı” sorunu çözümlenmiş,meclis hükümeti yerine “Kabine Sistemine “ geçilmiştir.Bu gün de uygulanan bu sisteme göre;

I-Cumhurbaşkanı başbakanı atar

II-Başbakan Bakanlar Kurulu listesini Cumhurbaşkanına sunar

III-Cumhurbaşkanı listeyi onaylar

IV-Bakanlar Kurulu meclisten güvenoyu alarak görevine başlar


HALİFELİĞİN KALDIRILMASI

NEDENLERİ

  • 1- Saltanatın kaldırılmasına tepki duyanların halifenin etrafında toplanmaları

  • 2- Halife Abdülmecit Efendi’nin padişah gibi davranması

  • 3- Halifelik kurumunun cumhuriyet için tehdit oluşturabileceğine olan inanç

  • 4- Devlet sisteminin laikleşmesinde önemli bir engel olarak görülmesi

  • 5- İngiltere’nin etkisiyle Hint Müslümanlarının halifeye bağlılık bildirmeleri

Halifeliğin Kaldırılması ile (3 Mart 1924)

  • Osmanlı hanedanı üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına karar verildi.

  • Millet egemenliğinde yeri olmayan bir kuruma son verildi;devletin rejimi konusunda tartışmalara yol açabilecek durum ortadan kalktı.

  • Çağdaşlaşma yolunda yapılacak İnkılapların önü açıldı

  • Devletin en üst kademesindeki ikilik sona erdi.Laik sisteme geçişteki ikinci ve en önemli engel de ortadan kalktı.

  • Eski düzen yanlılarının her zaman güç alacakları ve güç verecekleri bir odak yok edilmiştir.


3 Mart 1924’te kabul edilen diğer kanunlar ile de;

Evkaf ve Şeriyye Vekaleti yerine-Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı,

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Eğitim ve Öğretim birleştirilerek bütün okullar Maarif Vekaletine bağlandı,

Erkanı Harbiye Vekaleti kaldırılarak Milli Savunma Bakanlığına bağlı Genelkurmay Başkanlığı kuruldu.




ÇOK PARTİLİ REJİM DENEMELERİ

Cumhuriyet Halk Partisi

Mustafa Kemal,düşündüklerini uygulamaya koyabilmek,TBMM’nin daha verimli çalışmasını sağlamak ve mecliste kuvvetli bir çoğunluğa sahip olabilmek için,Anadolu ve Rumeli Müdafa ı Hukuk Grubunu kurdu.Bu gruba I.Grup dendi;karşısında yer alan gruba da II.Grup dendi.Ancak ikinci grubun içinde de gruplaşmalar vardı.(Tesanüt,Halk Zümresi,İstiklal ..) Mustafa Kemal ,9 Ağustos 1923’te Halk Fırkası’nı kurdu.(Anadolu ve Rumeli Müdafa ı Hukuk Grubu partileşti.)

Mustafa Kemal ,yapmak istedikleri yenilikleri bu partini programına koydu.Parti cumhuriyetçilik,halkçılık,milliyetçilik ilkelerini benimsemişti.1950 yılına kadar iktidarda kalan Cumhuriyet Halk partisinin dönemine Tek Parti dönemi denir.İnkılaplar da bu partinin döneminde gerçekleştirilmiştir.
Terakkiperver (ilerici) Cumhuriyet Fırkası

Meclisteki II.Grubu oluşturanlar bir muhalefet partisi olarak ortaya çıktılar.(17 Kasım 1924) Kazım Karabekir,Ali Fuat Paşa,Refet Bele,Rauf Orbay,Adnan Advar tarafından kuruldu;genel başkanı Kazım Karabekir idi.

“Parti liberalizmden yana ve halkın hakimiyeti prensibini savunmakta idi.Genel olarak hürriyetlere taraftardır,din düşüncesine ve dini inançlara saygılıdır.” İbaresinin yer alması üzerine bütün muhalif unsurların toplandığı bir yer olmuştu.Nitekim Şeyh Sait isyanıyla bağlantısı görülerek 3 Haziran 1925’te kapatıldı.Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisidir.
Şeyh Sait İsyanı

Sebepleri:


  1. Saltanat ve Hilafetin kaldırılmasına ,yapılamaya başlayan inkılaplara duyulan tepki.

  2. İngilizlerin Musul Meselesini kendi lehlerine çözmek ve Doğu Anadolu’da bir Kürt devleti kurmak için halkı kışkırtması

  3. Terakkiperver cumhuriyet fırkasının halk üzerindeki etkisi

  4. Dini çıkarlarına alet edenlerin cahil halkı kolayca kandırmaları .

Ergani’nin Piran şehrinde başlayan (13 Şubat 1925),Şeyh Sait tarafından başlatılan isyan kısa sürede Diyarbakır ve Elazığ’a da yayıldı.İsyanı bastırmakta yumuşak davranan Fethi Okyar hükümeti istifa etti ve yerine İsmet Paşa hükümet kurdu.İlk iş olarak da,Takrir-i Sükun (Düzenin sağlanması) kanunu çıkarıldı (4 Mart 1925).

  • (Takrir –Sükun kanunu;asayişin sağlanması,vatanın tehlikeden korunması,rejimin kökleşmesi için gereken tedbirleri almak yolunda hükümete geniş yetkiler vermişti.İsyanın bastırılmasında bu kanunun çok faydası olmuştur.İki yıl için çıkarılan kanun ,iki yıl daha uzatıldıktan sonra 4 Mart 1929’da yürürlükten kaldırılmıştır.)

Hükümet ayrıca biri Ankara’da biri de isyan bölgesi olan Diyarbakır’da olmak üzere tekrar iki İstiklal Mahkemesi kurmuştur.İsyan Nisan ayında bastırılmış ve elebaşları cezalandırılmıştır.Vatan ve Cumhuriyet büyük bir tehlike atlatmış ,Musul sorununun İngilizlerin istediği şekilde çözümlenmesine yardımcı olmuş ve ordumuz yıpranmıştı.Bazı mensupları olaya karıştığı için Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılmıştır.

Aynı zamanda çok partili rejim denemelerinin bir müddet askıya alınmasına sebep olmuştur.


Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi (15 Haziran 1926)

İnkılapları içlerine sindiremeyenler,eski ittihatçılarla da işbirliği yaparak,Mustafa Kemal’i İzmir gezisinde öldürmeyi planladılar.Buna göre 15 Haziran günü gideceği İzmir’de öldürülecek ve suikastçılar Yunan adası Sakız’a kaçacaklardı.Ancak gezinin bir gün ertelenmesi planı bozdu.suikastçıları kaçıracak olan Girit’li Şevki olayı İzmir valisine bildirdi ve olayı tertipleyenler yakalanarak İstiklal Mahkemesinde yargılanarak cezaya çarptırıldılar.Olayı öğrenen Atatürk:”Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır;fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar

kalacaktır.” diyerek Türk milletine ve cumhuriyete olan inancını dile getirmiştir.
Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen Olayı

İnkılaplar büyük ölçüde gerçekleşmişti ve mecliste bir muhalefet partisi olmadığı için çeşitli sıkıntılar baş göstermişti.1929’da bütün dünyayı etkileyen ekonomik bunalım Türkiye’yi de etkilemişti.Halkın şikayetleri de giderek artmıştı.Mustafa Kemal bir an önce demokrasinin tam anlamıyla gerçekleşmesi ve değişik düşüncelerden faydalanılmasını istiyordu.Bunun için o zamanlar Paris’te elçi olan yakın arkadaşı Fethi Okyar’a ,tarafsız kalacağına dair söz vererek parti kurmasını istedi;o da Serbest Cumhuriyet Fırkasını kurdu.(12 Ağustos 1930)

Parti ekonomiye devletin müdahale etmesine karşı çıkıyor ve serbest olmasını istiyordu(Liberalizm).Ayrıca seçimlerin tek dereceli olmasını ve kadınlara da seçme hakkı verilmesini savunuyordu.

Ancak bütün iyi niyetlere rağmen bir müddet sonra bütün rejim aleyhtarlarının toplandığı bir parti olması üzerine Fethi Okyar’ın isteğiyle 18 Aralık 1930’da parti kendi kendini feshetmiştir.



Menemen Olayı (23 Aralık 1930)

Serbest Cumhuriyet Fırkasının kapatılmasından memnun olmayanlar Derviş Mehmet Vahdeti adlı bir tekke dervişinin etrafında toplanarak Menemen’de isyan çıkardılar.Olaya müdahale ile görevlendirilen yedek Asteğmen öğretmen Kubilay isyancılarca öldürüldü.ordunun yardıma gelmesiyle isyan bastırıldı ve yargılanarak cezalandırıldılar.



  • NOT:Hem Şeyh Sait isyanı hem de Menemen olayı,Türkiye’de henüz demokrasinin yerleşmediğini göstermiştir.Mustafa Kemal bundan sonra çok partili döneme geçiş için deneme yapmamıştır.Bunda İtalya ve Almanya’nın saldırgan politikalar izlemesi de etkili olmuştur.Cumhuriyet Halk Partisinin yalnızlığı,1946’da kurulan Demokrat Parti’ye kadar devam etmiştir.


HUKUK ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR

Hukuk:Kişilerin birbirleriyle ve kişilerin devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünüdür.Devlet koyar ve en fazla caydırıcılığı olan kurallardır.Uymayanları devlet cezalandırır.

Osmanlı Devletinde kanunlarda bir birlik yoktu;Müslümanlara ve gayrı Müslimlere farklı farklı kurallar uygulanıyordu.Örfi Hukuk ve Şer’i Hukuk olarak hukuk kuralları ikiye ayrılıyordu,Örfi hukuk ,kaynağının gelenek ve göreneklerden,ahlak kurallarından;Şer’i Hukuk ise kaynağını Kur’an ve Hadisten alıyordu.

Osmanlı Hukuk sistemi Türk devletinin kabul ettiği laik esaslara uymuyordu.Bu konuda kabul edilen ilk yenilik 1921 anayasasıdır.

Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (20 Ocak 1921)



Anayasa:Bir devletin temel kanunudur.Bir devletin biçimini,teşkilatlanmasını,yasama,yürütme ve yargı organlarının görev ve yetkilerini,kişilerin hak ve yükümlülüklerini düzenleyen temel kurallardır.
1921 Anayasasının Bazı Özellikleri

  • Mustafa Kemal’in değişik tarihlerde verdiği önergelerden oluşur.

  • Olağanüstü şartlar altında hazırlandığı için kısa ve özdür.(23 madde)

  • Kararların hızlı alınması ve kolayca uygulanması için yasama ,yürütme ve yargı yetkilerinin tümü TBMM’ye aittir(Güçler Birliği Prensibi)

  • İlk kez “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi yer almış ve egemenlik hakkı Osmanlı soyundan alınarak millete verilmiştir.

  • Meclis başkanı Aynı zamanda hükümetin de başkanıdır.Hükümeti oluşturacak bakanlar meclis tarafından teker teker seçilecek ve İcra Vekilleri Heyeti adını alacaktı.(Meclis Hükümeti Sistemi)Seçimler 2 yılda bir ve iki dereceli olarak yapılması kararlaştırılmıştır..

  • Devletin yönetim biçimi belirtilmemişti.Bu nedenle 29 Ekim 1923’te anayasanın birinci maddesine ”Türkiye Cumhuriyetinin yönetim biçimi cumhuriyettir” maddesi eklenmiştir.

  • “Devletin dini İslam’dır” hükmü anayasada yer almaya devam etmiştir.Şer’i (Din) kurallarının uygulanması yetkisi TBMM’ye aittir.

Diğer Anayasalar

  • Kurtuluş Savaşından sonra yeni dönemin ihtiyaçları göz önüne alınarak 20 Nisan 1924’te yeni bir anayasa yapılmıştı.Bu anayasada da egemenliğin millete ait olduğu kabul edilmiştir.Ayrıca yeni dönemin ihtiyaçlarına göre devlet yapısı ve yönetim organları yeniden düzenlendi(Ülke illere,iller ilçelere,ilçeler bucak ve köylere ayrıldı.)

  • 1928 yılında ”Devletin dini İslam’dır” maddesi anayasadan çıkarıldı.

  • 1930’da Belediyelerle ilgili düzenlemeler yapılarak kadınlara da belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı.

  • 1934 yılında 22 yaşını bitiren kadın erkek her Türk’e milletvekili seçme hakkı,30 yaşını bitiren kadın erkek her Türk’e milletvekili seçilebilme hakkı verilmiştir.

  • 1937 yılında da laiklik ilkesiyle birlikte Atatürk’ün altı ilkesi anayasaya alınmıştır.

  • Türkiye’de ayrıca,1961 ve 1982’de anayasamız temelden değiştirilmiştir.


TÜRK MEDENİ KANUNU

Medeni Kanun;Toplumdaki kişilerin evlenme,boşanma,aile düzeni,miras,kişilerin alacakları,borçlar ve kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini düzenler.

Osmanlı Devletinde 19.yy sonlarında Mecelle adıyla o günün şartlarına uygun bir medeni kanun hazırlamıştı.Ancak bu kanunun eksik yanları olduğu için yeni bir kanuna ihtiyaç duyuldu

Yapılan çalışmalar sonucunda en uygunu olan İsviçre Medeni kanunu Türkçe’ye tercüme edilerek aynen kabul edildi.17 Şubat 1926’da kabul edildi,4 Ekim 1926 ‘da yürürlüğe girdi.

İsviçre Medeni Kanununun kabul edilmesinde;



  1. Mevcutların en yenisi olması

  2. Konulara pratik çözümler getirmesi

  3. Çağdaş,demokratik ve laik çözümler getirmesi

4. Türk aile yapısına en uygun kanun olması
Medeni Kanunla Şu Yenilikler Getirilmiştir:

- Kadın ve erkek arasında sosyal ve ekonomik alanda eşitlik

- Kadınlara mirasta ve şahitlikte eşitlik

- Tek bir kadınla evlilik ve resmi nikah

- Kadına da boşanma hakkı verilmesi,boşanmalarda kadının ve çocukların geleceğinin güvenceye alınması

- Kadına dilediği işte çalışma hakkı tanınması

- Çok küçük yaşta evlilik yasaklanarak evlilikte yaş sınırı getirilmesi

- Kanunun uygulanmasında din ve mezhep farklılığı kaldırıldı(Azınlıklar da Türk Medeni Kanununun getirdiği haklardan faydalandılar.Konsoloslukların ve patrikhanenin mahkeme kurması yasaklandı.)

1926’da İsviçre Borçlar Kanunu da Medeni Kanunla birlikte ve onun eki olarak kabul edildi.İtalya’dan ceza kanunu alınarak kabul edildi.Bu kanunlara bağlı olarak yargı sistemi ve mahkemeler de yeniden düzenlendi.
EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR
Tevhid i Tedrisat Kanunu

Osmanlı eğitim kurumları olan medreseler,kuruluş ve yükseliş dönemlerinde mükemmel işleyen kurumlar iken sonraları çağa ayak uyduramamış ve devletin gerileme ve çökmesinde önemli payı olan kuruluşlar haline gelmişlerdi.

19.yy’da birtakım yenilikler yapılarak batı tarzı eğitim yapan kurumlar açılmışsa da bu yeterli değildi.

Ülkedeki medreseler Evkaf Vekaletine,modern okullar maarif vekaletine bağlı idi.Ayrıca Osmanlı ülkesinde çok sayıda azınlık ve yabancı okulları da vardı.Bu eğitim kurumları,birbirinden farklı amaçlarda eğitim vermekte,buna bağlı olarak da farklı özellikte ve düşünce yapısında nesiller yetiştirmekteydi.

Yeni Türk devleti millilik,laiklik ve cumhuriyetçilik temelleri üzerine oturtulduğundan eğitimin de bu anlayışa uygun olması gerekiyordu.

Bu amaçla TBMM 3 Mart 1924 ‘te Tevhid –i Tedrisat Kanununu kabul etti Bu Kanunla;





  • Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün okullar Maarif Vekaletine (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlandı ve devlet denetimine alındı.

  • Eğitim öğretim birliği sağlandı

  • Medreseler kapatılarak çağdaş okullar açıldı

  • Her okulda Türkçe kültür dersleri konulmuş ve bu derslerin Türk öğretmenlerce okutulması kararlaştırılmıştır.

  • 1926’da çıkarılan “Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun” ile,ilk ve orta öğretim sistemi çağdaş esaslara göre yeniden düzenlendi.Ülkemizde faaliyet gösteren bütün yabancı okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı.



Yeni Türk Harflerinin Kabulü

Türkler İslamiyet’i kabul etmeden önce Göktürk ve Uygur alfabelerini,İslamiyet’i kabul ettikten sonra da Arap alfabesini kullanmaya başladılar.

Arap alfabesinin Türkçe’nin ses uyumuna uygun olmayışı,öğrenilmesi ve yazılmasının zor olması sebebiyle TBMM ,1 Kasım 1928’de ,Latin Alfabesini “Yeni Türk Alfabesi” olarak kabul etti.

Latin Alfabesi,Türk dilinin ses yapısı ve özelliklerine uygun şekilde değiştirilerek millileştirildi.

*Aynı yıl Arap alfabesiyle okuma ve yazma yasaklanarak ülke genelinde “Millet Mektepleri” açılarak ,okuma yazma seferberliği başlatıldı.24 Kasım 1928’de Atatürk’e Millet Mekteplerinin “Başöğretmen”liği verildi.24 Kasım 1981’den itibaren her yıl 24 Kasım “Öğretmenler Günü “olarak kutlanmaktadır.
Yeni Tarih Anlayışı

Türk Tarih Kurumunun Kurulması(1931)

Cumhuriyetten önce Türk tarihinin köklü geçmişi bilinmiyordu.Osmanlı Devletinde tarih Malazgirt Meydan Savaşından başlatılmış ve okutulmuştu.

19.yy’da batılı araştırmacıların çalışmaları Türk tarihinin çok eskiye dayandığını ortaya koydu.

Atatürk ,Türk tarihinin doğru araştırılması için tarih çalışmaları başlattırmış ve bizzat kendisi de katılmıştır.Önce zengin bir tarih kitaplığı kurdurmuş.Tarihçiler ,incelemeleri sonucu bir rapor hazırlamışlar ve 1930’da “Türk Tarihinin Ana Hatları” adıyla yayınlamışlardır.

Atatürk Türklerin kökenini araştırmak,Türklerin tarih boyunca kurdukları devletleri ve dünya uygarlığına katkılarını ortaya çıkarmak amacıyla Türk Tarihi Tetkik Cemiyetini kurdu.(1931)Bu kurumun adı daha sonra Türk Tarih Kurumu olarak değiştirildi(1932)

Türk tarihi hakkında araştırma yapmak üzere 3 Şubat 1928 yılında Ankara’da Etnoğrafya müzesi açıldı.Gene Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi açıldı.Müze açılmasına ve arkeolojik kazılar yapılmasına da önem vermiş ve bazılarına bizzat katılmıştır.

Milli tarih bilinci,bir milleti birleştiren en önemli unsurdur.Milli birlik ve beraberliği güçlendirir.Atatürk’ün tarih anlayışı uygar ve birleştiricidir.O,insanlığı büyük bir aile,milletleri de o ailenin bireyleri gibi düşünür.
Türk Dili Çalışmaları

Türk Dil Kurumunun Kurulması(1932)

Osmanlı Devletinde Osmanlıca konuşuluyor ve yazılıyordu;Arapça ve Farsça kelimeler çokça yer alıyordu.

Türkçe'yi yabancı dillerin etkisinden kurtarmak,Türk dilinin geçmişini araştırmak,sözlüğünü ve dil bilgisi kurallarını hazırlamak,dilde millileşme ve sadeleştirme ile halkın konuştuğu Türkçe'yi zenginleştirmek ,yazı,kültür ve bilim dili durumuna getirmek için Türk Dil Kurumunu Kurdu.(1932)Türk Dili Tetkik Cemiyeti.Aynı yıl birinci Türk Dil Kurultayı toplandı.Kurultayın açıldığı 26 Eylül Dil bayramı olarak kabul edildi.

Yapılan çalışmalarla Arapça ve Farsça'nın etkisinden kurtarıldı.Halk ve aydınlar arasındaki dil konusundaki kopukluk büyük ölçüde giderildi.

***Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun kurulması ve bu konudaki çalışmalar milliyetçilik ilkesi doğrultusunda yapılmıştır.

Cumhuriyet Döneminde Eğitim ve Kültür Alanında Gelişmeyi Sağlamak İçin Çeşitli Okullar Açıldı



  • Açılan ilk yüksek okul Ankara Hukuk Mektebi’dir(1925)

  • İlk kurulan Fakülte,Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesidir(1933)

  • 1933 yılında Üniversite reformu kabul edildi.İstanbul Üniversitesi kuruldu.

  • Yüksek Ziraat Enstitüsü,Güzel Sanatlar Akademisi ve Devlet Konservatuarı açıldı.

  • 1924 yılında Topkapı Sarayı müze haline getirildi.Etnoğrafya Müzesi kuruldu.


TOPLUMSAL(SOSYAL)ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR

  1. Din Kurumlarının Düzenlenmesi

Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması

Tekke:İslam’da tarikat etkinliklerinin yürütüldüğü yapı.Tekkelerin başında şeyh ve ona bağlı olarak dervişler bulunurdu.

Zaviye:Küçük tekke.

Selçuklular zamanında ve Osmanlı Devletinin kuruluş ve Yükseliş zamanında sosyal ve ekonomik yönden oldukça önemli hizmetleri görülen tarikatlar,Anadolu’nun Türkleşmesine de önemli katkılar sağlamışlardı.Ancak zamanla yozlaştı ve toplumsal ayrılıklarla İnkılaplara karşı çıkan kişilerin yuvalandığı yerler haline geldi.

Çağdaş Türkiye profiline ters düşen tekke.zaviye ve Türbeler kapatıldı ve oraların ziyaret edilmesi de yasaklandı(30 kasım 1925).Ancak büyük devlet adamlarımıza ve din adamlarımıza ait türbelerin bir milli kültür varlığı ve tarihi bir miras olarak ziyaret edilmesi ise serbest bırakılmıştır.

***Tekke ,zaviye ve türbelerin kapatılması toplumun laikleşmesi yolunda atılan önemli bir adımdır.


b) Kılık-Kıyafette Değişiklik-Şapka Kanunu (1925)

Osmanlı Devletinde kıyafette bir birlik yoktu;ancak Müslümanlar ve gayri Müslimler farklı giyiniyorlardı.

*Osmanlı Devletinde ilk kıyafet inkılabını kim yapmıştır?

Önceleri kalpak kullanılıyordu;sonraları fes giyilmeye başlandı.Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak edince tepki olarak fes alınmadı ve halk kalpak giymeye başladı.Birinci Dünya savaşında halk Enveriye ve Kabalak adı verilen başlık kullandı.Atatürk kıyafet konusunda birlik sağlamak için Kastamonu ve İnebolu’ya bir gezi düzenledi ve ilk kez şapka taktı(1925)Halk buna “Medeni Serpuş”,”Şemsisiperli serpuş” diyordu.Atatürk bunun adı şapka dedi.Daha sonra TBMM 25 Kasım 1925’te “Şapka Kanunu” çıkararak bütün memurlara şapka takma zorunluluğu getirdi.

Kıyafette değişiklik şapka konusunda yapılmışsa da zamanla halk modern görünüme kavuşmuştur.

3 Aralık 1934’te çıkarılan bir kanunla da din adamlarının ibadet yerleri dışında dini kıyafetle dolaşmaları yasaklandı.


Takvim ,Saat Ve Ölçülerde Değişiklik

Osmanlı Devletinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Hicri ve Rumi takvimler kullanılmaktaydı.

Zaman ölçüsü olarak Alaturka Saat;ağırlık ölçüsü olarak okka ve dirhem;uzunluk ölçüsü olarak arşın endaze ve kulaç kullanılıyordu.

Okka:Ağırlık ölçüsü.1283 gram

Dirhem:3,25 gram gelen ağırlık ölçüsü.gümüş paraya da dirhem denirdi.

Arşın:Metrenin üçte ikisine eşit olan uzunluk ölçüsü.

Endaze:60 cm boyunda uzunluk ölçüsü

Kulaç:Gerilerek açılmış iki kolun ,parmak uçları arasındaki uzaklık.

Çeki:300 gram veya 250 kg ağırlığında ağırlık ölçüsü

Kile:Hububat ölçüsü,kendi kaplarıyla ölçülürdü.

Batı ülkeleriyle ekonomi ve ticari ilişkilerin sağlıklı yürümesi,resmi işlerin kolaylaşması için takvim,saat ve ölçülerde değişiklik yapılması gerekmekteydi.



  • Bu amaçla ilk değişiklik 26 Aralık 1925’te çıkarılan ve 1 Ocak 1926’da yürürlüğe giren Miladi Takvim’in kabul edilmesidir.

  • Güneşin batma sistemine göre ayarlanan alaturka sat yerine alafranga saat kabul edildi.

  • 1931 yılında çıkarılan bir kanunla ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi.Metre ve kilogram kabul edildi.

  • 1935’te ticari hayatımız için önemli olan hafta tatili Cuma gününden,Cumartesi öğleden sonra ve Pazar gününe alındı.


Soyadı Kanunu(21 Haziran 1934)

Osmanlı Devletinde soyadı mecburiyeti yoktu bu da çeşitli karışıklıklara sebep oluyordu.TBMM 21 Haziran 1934’te çıkardığı bir kanunla kargaşaya son vermek amacıyla herkesin öz adında başka bir soyadı alma mecburiyeti getirildi.Ancak kullanılacak soy isimlerinin gülünç ve edebe aykırı olmaması,Türkçe olması,memuriyet,rütbe,yabancı ırk ve millet adları içeren kelimelerden oluşmaması da kabul edildi.

24 Kasım 1934’te çıkarılan bir kanunla da Mustafa Kemal “Atatürk” soyadını aldı ve bu soyadının olduğu gibi veya tersinden hiç kimsenin kullanamayacağı da kabul edildi.

Aynı yıl çıkarılan başka bir kanunla da toplumda ayrıcalık ifade eden.ağa,hacı,bey,molla, beyefendi,gavur gibi ifadelerin kullanılamayacağı kabul edildi(Bundan sonra Gavüra gavür denmeyecek gibi) Eski askeri rütbelere yeni karşılıklar bulundu.

**Bu yenilikler ile halkın kanun önünde eşitlik ilkesinde önemli adımlar atılmıştır(Halkçılık)

TÜRK KADININA;

1930’da Belediye seçimlerine katılma hakkı

1933’te Muhtarlık seçimlerine katılma hakkı

1934’te Milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.( Bu haklar ,pek çok Avrupa ülkesinden daha önce verildi)


Sağlık Hizmetleri

TBMM ilk açıldığında kurulan ilk hükümette bir de Sağlık ve sosyal Yardım Bakanlığı vardı.

Uygulanan sağlık politikaları sonucunda hastane,doktor,sağlık memuru ve ebe sayısı arttırıldı.Verem,trahom,sıtma,frengi gibi salgın hastalıklara karşı büyük bir mücadele başlatıldı.

Koruyucu hekimliğin geliştirilmesine önem verildi.

Numune Hastaneleri,Çocuk Hastaneleri, Hıfzıssıhha Enstitüsü,hemşire okulu açıldı.Spora önem verilerek gençler spor yapmaya özendirildi.
EKONOMİK ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR


  • Osmanlılar milli bir ekonomi kuramamış,özellikle kapitülasyonlar nedeniyle ekonomi tamamen çökmüştür.Ekonomi daha çok tarıma dayanmaktaydı ve tarım ilkel metotlarla yapılmaktaydı.1913 yılında makine kullanan sadece 269 işyeri bulunuyordu.

  • Sanayi kapitülasyonlar nedeniyle gelişmemiş,ticaret ise daha çok azınlıkların elinde bulunuyordu.

  • Dış borçların fazlalığı,devlet gelirlerinin azlığı,kara ve deniz ulaşım araçlarının yetersizliği,savaşlar ve toprak kayıpları Osmanlı devletinin ekonomisini iyice çökertmişti.

İzmir İktisat Kongresi

Toplanma amacı,ekonomik kalkınmada izlenecek yolu ve kalkınma hedeflerini tartışıp belirlemekti.Bu hedefler ve ilkeler,” Mısak ı İktisadi”(Ekonomik ant) adı altında kabul edildi.

Askeri zaferin ekonomik alanda da gerçekleşmesi için Lozan konferansına ara verilince İzmir’de,işçi,çiftçi,tüccar,sanayici gibi her kesimden insanın katıldığı bir ekonomi kongresi toplandı.(17 Şubat-4 Mart 1923) 1135 temsilci katıldı.

Yeni Türk devletinin başka devletlerin ekonomik denetimine girmeden,kendi gayreti ile ekonomik kaynakların değerlendirilmesi ve kullanılmasını hedefleyen Misak ı İktisadi de alınan bazı kararlar şunlardır:



  1. Ekonomik bağımsızlıktan kesinlikle vazgeçilmeyecek

  2. Özel sektörün gerçekleştiremediği teşebbüsleri bizzat devlet yapacak

  3. Yatırım yapacak şirketlerin kurulması kolaylaştırılacak

  4. Çalışma ve sendikal haklar tanınacak

  5. Yerli sanayi ve yerli malı kullanımı özendirilecek(Üç beyaz,un,şeker ,pamuk;üç siyah kömür,demir,akaryakıtın yurt içinde üretilmesinin sağlanmasıyla hem döviz sağlanacak hem de dışa bağımlılık önlenecekti

  6. Milli bankalar kurulacak(1924 yılında İş Bankası kuruldu.(İş sahiplerine kredi vermek amacıyla)

  7. 1925 yılında Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu(Yıpranmış Osmanlı eserlerini tamir etmek için)

  8. 1930 yılında merkez Bankası kurularak Türk parası yabancı sermayenin elinden kurtarıldı.1933 ‘te Sümerbank kuruldu.Madenlerin işlenmesi için 1935’te Etibank kuruldu.1929-39 arasında Türkiye hızla büyüdü,sadece İngiltere ve Rusya geçebildi.Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kuruldu,Elektrik işleri Etüt İdaresi kuruldu.

  9. Demiryolu yapımına önem verilecek

  10. Önemli kuruluşlar millileşecek

  11. Teknik eğitimin geliştirilmesine çalışılacak

Cumhuriyetin ilanından sonra ekonomide devletçilik uygulanmaya başladı çünkü özel sektörlerin böyle bir gücü yoktu.1933’te ilk beş yıllık kalkınma planı hazırlandı.(Bu kapsama giren sanayi kolları,dokuma,kağıt,porselen,kimya,maden sanayisidir.)II.Beş Yıllık plan ise II. Dünya savaşı sebebiyle uygulanamadı.

Planlar düzenli olarak 1960’tan sonra uygulanmıştır.Devletçilik başarıyla uygulanmış ve milli ekonominin temeli atılmıştır.


Tarım Alanında Gelişmeler

Cumhuriyetin ilk yıllarında tarımda çalışanlar % 80’lik bir bölümü oluşturuyordu.



  • Köylünün durumunun iyileştirilmesi için aşar (öşür) vergisi kaldırıldı.17 Şubat 1925.

  • Tarımda üretimi arttırmak için 20 yılda bedeli ödenmek üzere topraksız çiftçi ailelerine toprak verildi,

  • Faizler düşürüldü

  • Köylüye fidan ,tohum damızlık hayvan verildi.

  • Tohum ıslah istasyonları,örnek çiftlikler ,haralar,fidanlıklar kuruldu.

  • Traktör kullanılması özendirildi,eğitimler verildi,Ziraat Bankası aracılığıyla krediler verildi,ziraat okulları açıldı.

  • Tarım Kredi Kooparatifleri kuruldu.

Cumhuriyetin ilk yıllarında tarımda çalışanların sayısı % 80 idi.Köylünü sırtına büyük bir yük olan aşar vergisi(öşür) kaldırıldı.



TİCARET ALANINDA GELİŞMELER

Osmanlı Devletinde ticaret genellikle Rum,Yahudi ve Ermenilerin elindeydi.kapitülasyonların kaldırılmasıyla ticaretin önündeki en büyük engel kaldırılmıştır.

Ticari hayatı milli çıkarlarımıza uygun olarak geliştirmek ve özel teşebbüsü gerçekleştirmek için İş Bankası kuruldu.(1924)

***İş Bankası Cumhuriyet döneminde kurulan ilk özel bankadır.

1 Temmuz 1926 yılında kabul edilen Kabotaj kanunu ile,kendi liman ve denizlerimizde gemi işletme ve yolcu taşıma hakkı sadece devletimizin ve Türk denizcilerinin oldu.Bu kanunun kabul edilmesiyle Türk Deniz ticareti gelişmeye başlamıştır.

Bu amaçla ayrıca 1938 tarihinde Denizbank kuruldu.

****İlk Türk denizcisi kimdir.?
SANAYİ ALANINDA GELİŞMELER

Devlet sanayileşmede özel sektörü destekledi.1927’de Teşvik i Sanayi Kanunu çıkardı.(Sanayiyi özendirme kanunu)Ancak yeterli sermayesi olmayan özel teşebbüs başarılı olamadı.Bunun üzerine yatırımları devlet üstlenmeye başladı.İzmit’te kağıt sanayi,İstanbul’da Paşabahçe Cam Sanayi,Beykoz Deri Fab;Bursa,Malatya,Kayseri kumaş fab;İlki uşak’ta olmak üzere şeker fab,çimento fab, kuruldu.

1933’te Sümerbank (I.Sanayi Planının uygulanmasına öncülük etti.)

kuruldu ve önemli sanayi tesislerinin kurulması için görevlendirildi.

Elektrik kaynaklarının değerlendirilmesi için Elektrik İşleri Etüt İdaresi kuruldu.

Yer altı kaynaklarını araştırmak için MTA(1935),bu kaynakların işletilmesi için Etibank kuruldu.

1939 yılında Karabük demir-çelik fab. açıldı.

***Devletin sanayi alanında yaptığı bu atılımlar Atatürk’ün Devletçilik ilkesinin bir gereğidir.


Bayındırlık ve Ulaştırma Alnındaki Gelişmeler

  • Fabrikaların kurulması ve ticari hayatın canlandırılması için altyapı hizmetlerine önem verildi.

  • 1927’de yabancıların elindeki demiryolları özelleştirildi.

  • Devlet Demir Yolları kuruldu ve demiryolu yapımına hız verildi.

  • Kara yollarının yapımı 1950’den sonra hızlanmıştır.

  • Cumhuriyetin ilk yıllarında mevcut demiryolları 4038 km idi.Çoğu batıdaydı ve Yunanlılar tahrip etmişti.1923-2938 yılları arasında 3360 km demiryolu döşendi(demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan)

  • Osmanlı Devleti’nden 18335 km kalan karayolu 1948 yılında 45000 km’ ye çıkmıştır.

  • Denizcilik alanında Kabotaj Kanunu çıkarılmış ve yeni liman ve iskeleler yapılmıştır.

  • Pek çok yeni şehir ve kasaba inşa edilerek Türkiye modern bir görünüm almıştır.

Atatürk döneminde Türkiye’nin Dış Siyaseti

Türkiye’nin dış politikada izleyeceği yolu Atatürk “Yurtta barış dünyada barış” şeklinde özetlemiştir.Bir an önce hamleler yaparak muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak istediği için dışta sorun istemiyordu.

Türkiye’nin 1923- 30 yılları arasındaki dış politikasının ana hatlarını Lozan Antlaşması ile sonuçlandırılmamış olan sorunların çözümlenmesi oluşturur.


Atatürkçü düşüncede milli dış politikanın temel unsurları şunlardır:


  1. Milli gücümüze dayanmak

  2. Milli sınırlarımıza bağlı kalmak

  3. Gerçekleştirilmeyecek amaçlar peşinde koşmamak

  4. Uluslar arası ilişkilerde,eşitlik esasına dayanan ve Türkiye’yi yalnızlık içinde bırakmayacak ittifaklar kurmak

  5. Milli politikada iç yapıyı daima dikkate almak

  6. Diğer devletlerin yönetim sistemlerinden ve iç politikalarından etkilenmemek

  7. Dış politikada bilim ve teknolojiyi kılavuz edinmek



BAZI ÖNEMLİ MESELELER



  1. Musul Sorunu

Mısak ı Milli sınırları içinde olan Musul 3 .kasım 1928’de İngilizler tarafından işgal edilmişti.

***Musul,Mondros’tan sonra işgal edilen ilk Türk toprağıdır.

Lozan görüşmelerinden sonra Türk tarafı Musul ve Süleymaniye halkının Türk olmasından dolayı Türk topraklarına katılması gerektiğini savunurken İngiltere buna şiddetle karşı çıktı.Konu Lozan’dan 9 ay sonra çözüme kavuşmazsa Milletler Cemiyetine kalacaktı.1924 ‘te ilk kez İngiliz ve Türk taraflarınca görüşülmüşse de ,Hakkari’yi de istediklerinden dolayı konu çözümsüz kaldı.Konu Milletler Cemiyetine kaldı.İngiltere orada çok etkin olduğundan Musul’un Irak’a bırakılması tavsiye edildi.Türk tarafı bunu kabul etmeyip Musul’a asker göndermek üzereyken çıkan Şeyh Sait ayaklanması yüzünden anlaşmak zorunda kalmıştır.

***Hakkari bölgesinde de Nasturi ayaklanması çıkardı.Şeyh Sait ayaklanmasını destekleyen İngiltere,Türkiye’nin Irak üzerine yapması olası bir askeri harekata engel olmak,Musul ve Kerkük petrollerini elinde tutmak,Türkiye –Irak sınırında tampon bir anlaşmazlık bölgesi oluşturmak amacını gütmekteydi.

5 Haziran 1926 ‘da Ankara Antlaşması imzalanarak sorun kesin olarak çözümlenmiştir.Buna göre;

a) Musul İngiltere mandasındaki Irak’a bırakıldı

b) Irak,Musul petrollerinden elde edilecek gelirin % 10’nu 25 yıl süreyle Türkiye’ye verecekti.

c) Türkiye buna karşılık 500.bin İngiliz sterlini alarak bu hakkından vazgeçmiştir.

Bu anlaşma Türkiye ile İngiltere arasındaki gerginliği azaltmıştır.
b)Yabancı Okullar Meselesi

*Lozan Antlaşmasına göre Türkiye’deki yabancı okullar ,Türk devletinin kanunlarına göre yönetilecekti.

*Türk Hükümeti bir yönetmelik hazırlayarak yabancı okullarda tarih ve coğrafya derslerinin Türkçe olarak ve Türk öğretmenler tarafından okutulmasını kabul etti.(1926)Ancak yabancı okullar buna uymak istemedi ,papalık ve Fransa da bunu reddetti.Türkiye de buna uymayan okulları kapattı,Fransa da daha ileri gitmedi.
c) Nüfus Mübadelesi(Değişimi)
Lozan Antlaşmasına göre,Türkiye’de kalan Rumlarla ,Yunanistan’da kalan Türkler karşılıklı yer değiştirecekti.Batı Trakya’daki Türklerle ,İstanbul’daki Rumlar bunların dışında bırakılmıştı.

Ancak Yunanistan’ın İstanbul’da daha fazla Rum bırakmak istemesi üzerine ilişkiler gerginleşti.(30 Ekim 1918’den önce İstanbul ili sınırlarında t-yerleşenler yerleşik sayılıyordu,Yunanlılar ise bütün Rumların yerleşmiş sayılması gerektiği üzerinde duruyordu)Sorun uluslar arası adalet divanına götürüldü.(1925)Yunanistan,Batı Trakya’daki Türklerin mallarına el koydu ve buralara Türkleri yerleştirmeye başladı.Buna karşılık Türkiye de İstanbul’daki Rumların mallarına el koyunca durum daha da gerginleşti.1 Aralık1926’da Atina’da imzalanan bir anlaşma ile siyasi açıdan çözülmüşse de sorun çözüme kavuşamadı.Daha sonra Yunan Başkanı Türkiye’ye gelerek dostluk kurdu.1930 yılında bir Dostluk ve Uzlaşma Antlaşması imzalandı.Buna göre yerleşme tarihleri ve doğum tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Türkleri ile Batı Trakya Türkleri yerleşmiş sayıldı.1930’da Yunan başbakanı Türkiye’ye geldi,ertesi yıl İsmet İnönü Yunanistan’a gitti.1954 yılındaki Kıbrıs bunalımına kadar dostluk devam etmiştir.


d) Türkiye’nin Milletler Cemiyetine Girişi

Milletler cemiyeti ABD başkanı Wilson’un ilkeleri doğrultusunda kurulmuştu 1918 yılında.Türkiye’nin silahsızlanmayı desteklemesi bu cemiyete girişinde etkili olmuştur.Milletler cemiyetinin davetiyle 18 Temmuz 1932’de üye oldu.


e)Balkan Antantı (9 ŞUBAT 1934)

Özellikle nazi Almanya’sıyla faşist İtalya’nın yayılmacı politika izlemesi Balkan devletlerinin aynı çatı altında birleşmesine sebep oldu.Türkiye,Yunanistan,Romanya,Yugoslavya katılmıştır.(Makedonya üzerindeki amaçlarından vazgeçmek istemeyen ve yayılmacı bir politika izleyen Bulgaristan davet edildiği halde katılmamış ve paktın karşısında yer almıştır.

Karşılıklı olarak sınırları garanti ediyor,birbirine danışmadan herhangi bir Balkan devletiyle siyasi anlaşma yapmamayı taahhüt ediyordu.

Böylece Türkiye Batı sınırını garanti altına almış oldu.1936 yılından sonra zayıflayan pakt(Yugoslavya ,İtalya ve Bulgaristan ile anlaşmayı tercih etti,Yunanistan da tutumunu değiştirdi.II. Dünya savaşı ve 1939 ‘daki gelişmeler bu paktın parçalanmasına yol açtı.


f) Sadabad Paktı

Türkiye doğu sınırını da güvence altına almak için girişimlerde bulundu.Türkiye,İran,Irak ve Afganistan arasında Tahran’da 8 Temmuz 1937’de İmzalanan Sadabat Paktı,İtalya’^nın doğu ülkelerini hedef alan istila politikasından ve bu politikanın meydana getirdiği endişeden doğmuştur.İtalya’nın emperyalist emellerine set çekmek için kurulmuştur.

Devletler sınırların güvenliğini sağlamayı ve birbirlerine saldırmamayı taahhüt etmişlerdi.Bu şekilde doğu sınırı da güvence altına alınmış oldu.

BOĞAZLAR SORUNU VE MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ (20 Temmuz 1936)

***İstanbul ve Çanakkale boğazları ilk olarak Mısır isyanı sonunda imzalanan Hünkar İskelesi Ant. İle uluslar arası bir statü kazanmıştı(1833)Boğazlardaki Türk egemenliği ise ,1941 yılında imzalanan Londra Boğazlar Sözleşmesi ile ilk kez sınırlandırılmıştır.

Boğazları,Akdeniz ve Karadeniz’i birleştiren doğal su yolu olarak tarihi ve siyasi önemi çok büyüktür.Lozan Antlaşması ile boğazlar üzerinde tam bir egemenlik sağlanamamıştı.Boğazları Türk temsilcinin başkanlığındaki uluslar arası bir komisyon denetlemekteydi.Türkiye’nin boğazlar üzerinde tam hakimiyeti ve kontrol hakkı yoktu.Ayrıca boğazların her iki yakasında 15 km’lik askerlerden arındırılmış bir bölge oluşturulmuştu.Türkiye bu şartı dünyanın silahsızlanmaya gitmesi için kabul etmişti ancak 1933’ten sonra devletler silahlanmaya ve istila politikaları gütmeye başlamışlardı.

Milletler cemiyeti,ne silahlanma yarışına engel olabilmiş ne de İtalya’nın Habeşistan’ı(1935);Japonya’nın Mançurya’yı;Almanya’nın Ren bölgesini işgaline engel olabilmişti.Lozan Antlaşmasına göre,Boğazlar bölgesinin herhangi bir saldırıya karşı güvenliği ,Lozan’da Boğazlarla ilgili sözleşmeye imza atan devletler ve milletler cemiyetinin garantisine bırakılmıştı.

Türkiye,değişen dünyanın dengesi üzerine Boğazlar konusunu yeniden gündeme getirmiş,kendi yanına çekmek isteyen İngiltere destek olmuştur.

İsviçre’de Montrö’de toplanan konferansta Boğazlar Sözleşmesi imzalandı(20 Temmuz 1936)

Sözleşmeye imza koyan devletler;Türkiye,Fransa,İngiltere,Sovyet Rusya,Japonya,Romanya,Bulgaristan,Yunanistan,

Yugoslavya.1938’de İtalya sözleşmeyi kabul etmiştir.

Önemli Maddeleri


  • Boğazlar komisyonu kaldırılarak vazifesi tamamen Türk devletine bırakıldı.

  • Boğazlarda askersiz bölüm kaldırılarak,Türklerin buralarda diledikleri kadar kuvvet bulundurmaları ve tahkimat yapmaları kabul edildi

  • Boğazlardan ticaret gemilerinin geçişi serbest olacak

  • Bir savaş halinde Türkiye tarafsız veya savaşa girmemişse,savaşan tarafın savaş gemileri boğazlardan geçmeyecek

  • Türkiye savaşa girer ve bir savaş tehlikesinde kendisini görürse,diğer devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi tamamen Türkiye’nin takdirine bırakılacak

  • Karadenizde kıyısı olmayan devletlerin bu denizde bulundurabilecekleri savaş gemilerinin cinsi ,büyüklüğü ve tonajı sınırlandırılacak

  • Boğazlardan geçecek savaş gemileri önceden Türk hükümetinden izin alacaktır.

***Türkiye’nin boğazda asker bulundurması ile Doğu Akdeniz’deki durumumuz güçleniyor,uluslar arası dengede önemimiz artıyor,dünya devletleri ile dostluğumuz daha da güçleniyordu.Ayrıca Mısak ı Milli’ye uygun olarak Boğazlar hakimiyeti sağlanıyordu.

Türkiye’nin Doğu Akdenizdeki güvenliği güçlenmiş,Türkiye-İngiltere yakınlaşması başlarken ;Türkiye Sovyet Rusya ilişkileri cumhuriyet döneminde ilk defa bozulmuştur.

20 yıl için imzalanmış ancak şu ana dek hiçbir ülkece ihlal edilmemiştir.
HATAY’IN ANAVATANA KATILMASI

I.Dünya Savaşında Suriye’yi ele geçiren Fransa ,Mondros Ateşkes antlaşmasıyla burayı işgal etti.Ankara antlaşmasına göre Suriye Fransa’ya bırakıldı ancak İskenderun ve Hatay’da özel bir idare kurulacak;Türkler kültürlerini geliştirebilecek ,Türk parası ve Türk dili resmi olacaktı.Ancak Fransa Baskı politikası uyguladı.”40 asırlık Türk yurdu düşman elinde bırakılamaz” demiştir.

Fransa Avrupa’da beliren Alman tehdidi karşısında iç işleriyle ilgilenmek zorunda kaldığı için 1936 yılında Suriye ve Lübnan’ın bağımsızlığını tanıdı.

Türkiye Milletler Cemiyetine başvurarak Hatay bölgesine de bağımsızlık verilmesini istedi.Hatay için bir anayasa hazırlandı,Türkiye ve Fransa Hatay’ın toprak bütünlüğünü kabul etti.

Milletvekili seçimlerinde Türkler 40 milletvekilliğinden 22’sini kazandı.Hatay meclisi 2 Eylül 1938’de ilk toplantısını yaparak Hatay Cumhuriyetini ilan etti.Cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen.başbakanlığa Abdurrahman Melek seçildiler.Cumhurbaşkanı seçti.29 Haziran 1939’da aldığı bir kararla Türkiye’ye katılmayı kabul etti.7 Temmuz 1939’da Türkiye’ye bağlı Hatay ili kuruldu.



Do'stlaringiz bilan baham:
1   2   3   4   5   6   7


Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©hozir.org 2017
ma'muriyatiga murojaat qiling

    Bosh sahifa