Sohbetin fazileti ve sohbet ehli olmak



Download 68.37 Kb.
Sana04.03.2017
Hajmi68.37 Kb.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ


SOHBETİN FAZİLETİ ve SOHBET EHLİ OLMAK
Sohbet beraberlik demektir. Halk dilinde sohbet deyince vaaz ve nasihat türü konuşmalar anlaşılır. Dinimizde ise dille yapılan nasihatten çok, aynı mecliste bulunmak, yan yana durmak, kalplerle kaynaşmak, sözden çok davranışlarla anlaşmak, halden anlamak, hal ve tavırlarla birbirini etkilemek, içten içe dertleşmek, gönülden gönüle haberleşmek kastedilir.
Sohbet, müridin terbiyesi için en tesirli yollardan birisidir. Sohbet, Ashabı Kiram’ın sanat ve mesleğidir. Sohbet, Nakşibendî yolunun esası ve temelidir.
Habib-i Kibriya s.a.v. Efendimiz, bütün dünyada İslâm’ın şaşırtıcı bir hızla yayılmasıyla neticelenen hizmetini, sohbetle insanları yetiştirerek başlatmıştı. O’nun sohbetiyle terbiye olan ve en şerefli nesil olma lütfuna eren bu insanlara Ashab-ı Kiram denilmektedir ki, bu ifadenin bir manası sohbetle yetişenler, olgunlaşanlar”dır.
Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz’in sohbeti öyle bir terbiyeye vesile idi ki, insanların yırtıcılıkta vahşi hayvanları geçtiği bir ortamda Ashab-ı Kiram, bütün imkânsızlıklara rağmen barışı, birlik ve beraberliği temin etmiş, insanlığın kurtuluş modeli olmuştu. Tarihin hiçbir devresinde bu şekilde cennet hayatının daha dünyada iken yaşandığı görülmemiştir, görülmeyecektir de... 1
Efendimz (s.a.v) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allah’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekinet (kalp huzuru) iner ve Allahu Teâlâ onları yanında bulunanlar arasında zikreder.” 2

Allah’ı zikretmek, O’nu anlatmak, Rasulü’nün sünnetinden ve yolundan gidenlerden bahsetmek ne büyük lütuf!
Allahu Teâlâ’nın kendi yanında bulunanlar arasında bir insanı zikretmesi nasıl bir ikramdır, bilemiyoruz. Herhalde yaşanarak anlaşılabilecek veya anlaşılması Yüce Huzur’a bırakılmış olan bir haldir. Ama şuna kesin olarak inanıyoruz ki, insanın ulaşabileceği en yüce hal, işte bu haldir.
Salih insanlarla dost olmak ve beraber bulunmak konusunda pek çok ayet ve sahih hadis mevcuttur. “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olunuz” 3 ayeti, Allah dostları ile beraberliğin ve sohbetin temelini oluşturur.
Sohbetin insan terbiyesinde nasıl etkili olduğunu şu hadis-i şeriften anlamak mümkündür:
İyilerle aynı mecliste bulunan kimse, misk kokusu satanla beraber bulanan kimse gibidir. Ya ondan güzel koku satın alır, ya güzel kokunun etkisi üzerinde kalır. Kötü insanlarla beraber olan kimse de, körükçü dükkânında oturan kimse gibidir. Ona ya körükçünün elindeki ateşten bir kıvılcım sıçrar, bir tarafını yakar veya oradaki pis koku üzerine siner, o koku ile kalkar.’’ 4
Göz gönlün penceresidir, kulak kalbin habercisidir. İnsan devamlı gördüğü ve işittiği şeylerin esiridir. Bunun için Cenab-ı Hak, “Sakın zalim ve günahkâr kimselere yaklaşmayın, yoksa size de ateş dokunur” 5 buyurarak, kötülerle aynı mecliste olmak bir yana, onlara yakın olmanın bile nasıl kötü sonuç vereceğine dikkat çekmiştir. “Kalpleri birbirine benzedi” 6 ayeti de aynı fikri paylaşan ve aynı atmosferde yaşayan insanların benzer tavırlar sergilediğini göstermektedir.
İnsan bir kimse ile beraber olmaya devam ederse, önce onun haline rıza gösterir, sonra onun tarafına meyleder, peşinden kendisini taklit eder. Bütün bunlar sohbet ve beraberliğin sonuçlarıdır. Hz. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz: “İnsan arkadaşının dini ve gidişi üzeredir; bunun için herkes kiminle arkadaşlık ettiğine iyi baksın” 7 buyurarak insanın insanı nasıl etkilediğini bildirmiştir.
Nakıs olanlar, kâmil insanlara baka baka önce noksanlıklarını görürler. Sonra güzelin ne olduğunu öğrenirler. Peşinden iyiliği sever, iyi insan olmaya niyetlenirler. Güzel olan çeker, kuvvetli olan etkiler. İnsan fıtratı gördüğüne meyleder. İyileri gören kimsenin kalbinde iyi duygular yeşerir, kötülerle oturup kalkanın içinde ise kötülükler beslenir. 8

İnsan, ya hak ya batıl yoldadır. Herkes, fıtrat ve sıfat olarak önceki nesillerden kimlere benzediğini, kimlerin hal ve ahlakı üzere gittiğini, düşünüp halini değerlendirmelidir. Onların başına gelenler, takipçilerinin de başına gelir.


Fakih Ebü'l-Leys (r.ah) der ki: Senedleriyle bize kadar ulaşan bir rivayete göre, Şehr b. Havşeb (rah) demiştir ki: Bir rivayete göre, Lokman (a.s) oğluna şu tavsiyede bulunmuştur:
"Oğlum! Şayet Allah'ı zikreden bir topluluk görürsen sen de onların arasına katıl. Zira eğer sen âlim isen, bu davranışınla ilmin sana fayda verecektir. Eğer cahil isen, onlar sana bir şeyler öğretecektir. Umulur ki, Allah Teâlâ onlara rahmetiyle nazar eder ve sen de bu rahmetten nasiplenirsin. Eğer Allah'ı zikretmeyen bir topluluk görürsen onların arasına karışma, onlarla birlikte oturma! Eğer onların arasına karışırsan, âlim isen, bu yaptığınla onlardan hiçbir fayda göremezsin. Yok, eğer cahil isen daha da sapıtırsın. Bununla beraber şayet Allah Teâlâ onlara gazabını indirirse, sen de bundan nasiplenirsin."
Süfyan bin Uyeyne (r.a) şöyle diyor:

İnsanlar bir yerde toplanıp, Allahu Teâlâ’dan bahsettiklerinde, şeytan ve dünya oradan uzaklaşırlar. Şeytan dünyaya derki, “Bu insanların ne yaptığını görüyor musun?” Dünya,

Şimdi onlara yaklaşma. Birbirlerinden ayrıldıkları zaman, ben onları tek tek yakalar sana teslim ederim” der
Seyyid Abdülkadir-i Geylani (k.s) hazretleri şöyle buyurmuştur:

‘’Allah dostları ile Salihlerle beraber ol. Onların sohbetlerinde bulun. Böylece Allah’ın onlara olan yardımı sayesinde sen de güçlenirsin. Sen de onların gözü ile görürsün. Allah’da tıpkı onlarla övündüğü gibi seninle de övünür.‘’ 9


Eğer bu sohbetler iyi değerlendirilirse, insanlar süflilikten kurtulur, yüksek derecelere kanat açarlar. Sohbetin bu önemi sebebiyle büyükler, “yolumuz sohbet üzerinedir” buyurmuşlardır. Dolayısıyla, sohbeti terk eden, büyüklerin tarif ettiği yolu terk etmiş olur. Ayrıca sohbet müekked bir sünnet olduğunu da bilmemiz gerekir. 10
Hâce Alâeddin Attâr (k.s) Hazretleri son hastalıkları sırasında dostlarına şu vasiyeti yapmıştır:
“(Din hususunda) gelenek ve görenekleri terk ediniz. Halkın âdet edindiği şeylerin tersini yapınız. Birbirinizden razı olunuz. Nebî’nin (s.a.v) gelişi beşeriyetin çirkin âdetlerini kaldırmak içindir. Birbirinize destek olunuz. Kendinizi öne çıkarmayıp kardeşinizi nefsinize tercih ediniz. Her işte azimet yolunu takip ediniz ve mümkün oldukça o yoldan ayrılmayınız. Sohbet sünnet-i müekkededir. Bu sünnete sürekli uyunuz. Gerek fert, gerek cemaat olarak sohbet sünnetini terk etmeyiniz. Eğer bu söylenen işler üzere istikametten şaşmazsanız benim bütün ömrüm boyunca kazandığımı sizler bir nefeste elde edersiniz. Böyle yaparsanız ahvaliniz daima terakki eder. Şayet bu sıfatları terk ederseniz kesinlikle perişan olursunuz.” 11
Menkıbe

Ashab-i Kiram’dan Ebu Vakid el-Leysî (r.a.) anlatıyor:

Bir gün mescitte bir grup insanla beraber Efendimizin (s.a.v.) huzurunda bulunuyorduk. O esnada üç tane adam kapıda göründü. Biri içeri girmeden gitti. Diğer ikisi ise girip Efendimizin (s.a.v.) yanına kadar geldiler. İçlerinden birisi, halkada gördüğü bir boşluğa oturdu. Diğeri ise, yer kalmadığı için ve kimseyi de rahatsız etmemek düşüncesiyle halkanın hemen arkasına oturdu.

Bir müddet sonra Resul-i Ekrem (s.a.v.) sohbetinin bir yerinde şöyle buyurdular:

“Size şu üç kişinin halini anlatayım mı? Halkaya oturan birincisi Allahu Teâlâ’ya sığındı. Allah da onu himayesine aldı.

İkincisine gelince o kimse Allah’tan hayâ etti, edebe sarıldı. Allahu Teala da o kulundan haya etti; onu azabından emin kıldı.

İçeri girmeyen diğerine gelince; o, bu meclisten yüz çevirdi. Allah da ondan yüz çevirdi.”12
Abdurrahman et-Tâhî hazretleri İşaretler isimli eserinde anlatıldığı üzere sohbet ile ilgili olarak şunları söylemiştir:

"İnsanlara hayret ediyorum. Niçin sohbet istemezler? Sohbet meclislerine katılmak için neden tembellik ederler? Sofilerin arasına niçin katılmazlar? Oysa sofilerin ev sahibi Allah Teâlâ'dır. Teşrifatçısı İmam Ali (k.v.), şerbet dağıtan Hızır'dır (a.s). Bundan daha büyük bir makam yok ki oraya gidilsin. Şayet sohbet için yedi kişi bir araya gelse, bu mertebeye ulaşırlar. Sohbet esnasında uyanık olan, kalbini mürşidinden hiç ayırmayan kimsedir. Eğer diğerleri gaflet ederse, uyanık olan diğer sofilerin feyzini ve nisbetini çeker. Sohbette kalplere daima feyz-i ilâhî akar. Günümüz gaflet günüdür. Bu sebeple insanların kalpleri uyanık değildir. Böylelerin hisselerini, o beldedeki uyanıklar çekerler ve çabuk kâmil olurlar."


Yine Abdurrahman et-Tâhî hazretleri şöyle buyurmuş:

"Cehri Kur'an okumak, bir evde sohbet etmek, bir tekkede sohbet etmek zulümatı/günahların mânevî kirini kaldırır. Onun için sohbet meclislerine gidin, zulümleriniz kalkar. Sohbet peşinde koşmayı sever, nerede sohbet ehli varsa oraya gitmek isterim. Mümkün mertebe hiçbir dervişin sohbetini kaçırmam." 13


Seyyid Abdülhakim Hüseynî (k.s.) ise bir sohbetlerinde şöyle buyurmuşlar:

Muhabbetin artması için ne lazımsa onu yapmak, tembellik etmemek gerekir. İnsanın Müslüman kardeşlerini kaybetmemesi ve Allah bahsi, sâdâtın sohbeti yapıldığı yerlerde dolaşması lâzımdır.


Bir yerde bir cemaat oldu mu hemen melekler oraya gelir, bakarlar. Şayet Allah bahsi yapılıyorsa onlara dualarda bulunurlar. Yok, eğer Allah bahsi yapılmıyorsa o cemaatten nefret ederek, "Eğer siz Allah'a kul olsaydınız, O'nun bahsini yapardınız. Eğer siz Allah aşığı olsaydınız maşukunuzu anardınız" der ve oradan uzaklaşırlar.
Menkıbe

Bu yolun büyüklerinden Muhammed Diyauddin (k.s.) hazretleri, zaman zaman küçük çocukları başına toplar, onlarla sohbet ederdi. Yine böyle bir sohbetin ardından hanımı sormuş:

Kurban, insan senin işine taaccüp ediyor, onlar daha küçük, sohbetten ne anlar?” Hazret şöyle cevap vermiş:

Bende biliyorum bir şey anlamazlar fakat benim gayem, onların bir şey anlaması değildir. Sohbet meclisleri Allah’ın rahmetini çeker. Ben o rahmetin peşindeyim. Bu çocuklar bir vesile... Zaten, sohbetteki gaye sohbet sırasında Allah ve sadat anıldığı zaman nazil olan ilahi rahmetten, ilahi bereketten, sadatın himmet ve nazarlarından istifade etmektir. Menfaat sohbetin kendisinde değildir.’’ 14


İnsanoğlunun kalbinde üç türlü sevgi yer alır. Dünya sevgisi, ukba sevgisi, Mevlâ sevgisi. Bir kimse maneviyat yolunda evrad gibi üzerine düşen vazifelerini yapmak kaydıyla tam bir ihlâs üzere manevi sohbetlere devam ettiğinde, kalbinde dünya ve hatta ukba sevgisi kalmaz, sadece ve sadece Yüce Mevlâ’nın has sevgisi yer alır ki, işte önemli olan budur; gaye budur.
Sohbetlerin en önemli hususiyetlerinden biri de, insanın kalbinde muhabbeti, muhabbet-i ilâhiyi ve ondan hâsıl olacak bütün mahlûkata muhabbeti meydana getirmesidir.
Seyyid Sıbgatullah el-Arvâsî (k.s) şöyle buyurmuştur: "Evliyanın menkıbelerini dinlemek, muhabbeti artırır. Eshâb-ı kiramın menkıbeleri imanı kuvvetlendirir, günahları mahveder." 15
Sofinin bir görevi de, yoluna tabi olduğu ulu Sadatları tanımak, onların hayat hikâyelerini, İslam'a ve insanlığa sundukları her alandaki hizmetlerini okuyarak, dinleyerek ve düşünerek onlardan ibret, örnek ve kuvvet almaktır. Allah dostlarını anmak ve anlatmak, onlara karşı bir vefa ve teşekkürdür.
Menkıbe

Bir gün Gavs-ı Bilvânisî hazretleri devrinde bazı sofiler Kozluk’tan çıkıp Baykan’a gideceklerdi. Yol üstünde malum Veysel Karanî hazretlerinin kabri vardır. Oradan Bitlis’e doğru dönüp Kasrik’e ulaşacaklardı. Yaklaşık 80-100 kilometrelik bir mesafe vardı.

Sofiler yola çıktılar; ancak uzun bir süre vasıta beklemek zorunda kaldılar. O zamanda vasıta çok nadir geçerdi. Vasıta beklerken, aralarında bulunan bazı sofi kardeşlerimiz sâdât-ı kirâmın sohbetini yapmaya başladılar. Daha sohbet bitmemişti ki, bir kamyon çıkageldi. Bitlis’e giden bu kamyona bindiler. Kasrik’e ulaştılar. Gavs hazretleri dergâhına vardılar.
Gavs-ı Bilvânisî hazretleri onlara şöyle sohbet etti:

Bir cemaat buraya geliyordu. Bulundukları yerden çıktılar. Vasıta beklediler. Beklerken de sâdâttan bahsettiler, sohbet ettiler. Bir kamyon geldi. Onlarda bindiler ve geldiler. Ancak onlar görmüyorlardı; eğer orada sâdât-ı kirâmın olduğunu görmüş olsalardı, arı kovanındaki arıların çiçeklere koşuştuğu gibi etrafa dağıldıklarını bir görselerdi, kamyona binmez, günlerce sohbet ederlerdi! 16


Sâdât-ı kirâm efendilerimizden birine, bu büyüklerin sohbetinin yapılmasının hikmetini sormuşlar, o da şöyle buyurmuş:

‘’Onların sohbeti yapıldığı zaman Allah Teâlâ'nın rahmeti yağar. Rahmet yağdığı zaman da kalbimizde dünya düşüncesi kalmaz. Allah Teâlâ'nın sevdiklerinin muhabbeti bizde peyda olmaya başlar. Onun için bu Allah dostlarının, Rabbü'l-âlemin'in aşkını, muhabbetini verecek sohbetlerini hiç bırakmamak, terk etmemek lazımdır. Onlara çok devam etmek lazımdır.’’


Unutmayalım ki her suyun bir membaı vardır; ihlâsın ve takvanın membaı da âriflerin kalpleridir. Âriflerin kalplerinden istifade etmenin yolu, onlardan bahsetmektir. Evliya sohbeti yapmaktır. O zaman bizim kalbimize hem takva hem de ihlâsın, alametleri girmeye başlar. 17
Eskiden, kış gecelerinde büyüklerimiz peygamberlerin kıssalarını, evliyaullahın menkıbelerini okurlardı. Şimdi zaman değişti. Ariflerin, evliyanın sohbeti yerine televizyon, gazete ve siyasî konuşmalar yapılmaya başladı. Gönüllerimiz rahmetsiz/susuz, çorak kaldı. Ruhaniyetler gelmez oldu. İnsanlar sertleşti, şükürler azaldı ve fikirler kısaldı. 18

Muhabbeti elde etmenin birinci yolu ve şartı İslâm’ın zahirî amellerine sarılmaktır. Sonra tasavvuf erbabı olanlar için mürşidi sık sık ziyaret etmek, her fırsatta onun sohbetini yapmak, rabıta ve virdini aksatmamaktır.


S.Abdulhakim El-Hüseyni (k.s.) hazretleri bir sohbetinde:

‘’Şah-ı Hazne'nin sohbeti kâfirlere bile yapılsa onların kalplerinde yumuşama olur. Hal böyle olunca Müslümanların menfaati kat kat fazla olur. Onun için bir araya gelindiğinde, her gidildiği yerde Şah-ı Hazne'nin büyüklüğünden bahsedilsin ki Ümmet-i Peygamber çok faydalansın. Tasavvufa girmeseler bile, onun sohbeti ile kalplerinin biraz yumuşaması, birazcık muhabbet meydana gelmesi, birazcık Allah yoluna meyl edilmesi yahut bir lahza olsun kalplerinde Allah sevgisi meydana gelmesi kâfidir.’’


Abdurrahman et-Tahi (k.s.) anlatıyor:

“Bir seferde Gavs’ın (k.s.) yanında iken bu kapıdan istifadenin olmadığı hususunda ümitsizlik hâsıl olmuştu. Bu halin üzerine Gavs (k.s.) şöyle buyurdu:

İnsanın hiç bir karı olmasa da şu sohbet meclisinde bulunması yeterlidir.” Dedikten sonra şu hadisi okudu: “Kişi sevdiği ile beraber haşrolur.” 19
Fakih Ebü'l-Leys Semerkandî (rah) der ki:

Bir kimse bir âlimin yanına gider ve onun sohbetine katılırsa, her ne kadar onun anlattıklarından, ilminden bir şeyler ezberleyemese de, onun için yedi güzel haslet vardır:



1. İlim öğrenenlerin faziletine nail olur.

2. Âlimin yanında bulunduğu müddetçe, günahlardan ve hatalardan korunur.

3. Âlimin yanına gitmek için evinden çıktığı andan itibaren Allah'ın rahmeti üzerine iner.

4. Âlimin yanında bulunduğu müddetçe, onların bereketi sebebiyle kendisi de ilâhî rahmetten nasiplenir.

5. Onu dinlediği müddetçe kendisine sevap yazılır.

6. Adam, âlimlerin yanında bulunduğu müddetçe meleklerin rahmet kuşatması içinde olur.

7. Âlimin yanına gidip gelirken, kaldırdığı ve indirdiği her adım, onun bir günahına kefaret olur. Ayağını her indirip kaldırması onun derecesini yükseltir ve iyiliklerinin fazlalaşmasına sebep olur.
Sonra Allah Teâlâ o kişiye altı ikramda bulunur:

1. Allah Teâlâ o kimseye, âlimlerin meclislerinde bulunma sevgisini ikram eder.

2. Kendisine uyan herkesin kazandığı sevap kadar, onların sevaplarından hiçbir şey eksiltilmeden aynısı ona da verilir.

3. O mecliste bulunanlardan biri Allah Teâlâ tarafından bağışlanılsa, o da diğerlerine şefaatçi olur.

4. Fasıkların meclislerine karşı kalbi soğur.

5. İlim taliplerinin ve salihlerin yoluna girmiş olur.

6. Allah'ın emirlerini yerine getirmiş olur. 20
Atâ bin Ebu Rebah hazretleri buyurdu ki: "Kim, Allahu Teâlâ’nın anıldığı bir mecliste bulunursa, Allahu Teâlâ, onun bu meclisini, on kötü meclisine karşı kefaret yapar. Eğer bir kimse, Allahu Teâlâ’nın rızası peşinde olursa, bu hareketi, bulunduğu yedi yüz kötü meclise kefaret olur." 21
Sohbet, sevgiliye bir vefadır. Âşığın hiç dilinden düşürmeden sürekli anacağı ve anlatacağı dostları, Allahü Teâlâ, Resûlü ve sâlih müminlerdir.

Sohbet, sevgiyi ölçmek için bir aynadır. İnsan sevdiğinin sohbetini yapar.


Muhammed Diyauddin (k.s.), tasavvuf yolunda bulunmanın esasının sohbet olduğunu bildirerek buyurdu ki;

‘’Bil ki sohbetsiz geçen zaman zararlıdır. Ömrün boş yere zayi olmasıdır. Şu değerli ömrün hakkı, ilkin onu kıymetli sohbete ulaşma yolunda sarf edip, mümkün olduğunca sohbeti terk etmemektir. Sonra, tasavvufta sonu olmayan edepleri elde edip içselleştirmektir. Geçen zaman ne geri getirilebilir, ne de kaza edilebilir. Ne olursa olsun, hiçbir şeyle ölçülemeyen, dengi olmayan sohbetten ayrı geçen vaktinize şiddetle hayıflanın. Belirli zamanlarda yapılması emredilen virdleri terk etme ve rabıtadan uzak kalma. Zira “Tamamıyla yapılamayan bir iş bütünüyle de terk edilmez.” diye bir kural vardır. Her ne kadar bunlar bedellerin en değersizi olsa da, hasretimizi ve emirlerin bütünüyle terk edilmemesini, Allah Teâlâ’nın sohbete bir karşılık kılması umulur.’’ 22


Sohbetin en kıymetlisi, Salih insanlarla olanıdır. Bu sohbet, Allah dostları ile beraber olmak ve onların nazarı altına girmektir. Buna manevi terbiye denir. Böyle bir sohbet ve beraberlik bütün hayırların anahtarıdır. Çünkü bu sohbetle gönülden gönüle ilâhi sevgi akar, ruhlar feyzlenir. Bütün Allah dostları, kâmil insanlarla sohbet etmek üzerinde durmuşlar ve bu gönül beraberliğinin manevi terbiye için şart olduğunu belirtmişlerdir.

Menkıbe

Büyük veli Ebu’l-Hasan Şazelî k.s.’nin talebelerinden birisi bir müddet sohbet ve zikir meclisinde bulunmuştu. Sonra sohbetleri terk etti. Bir gün Hazret bu talebe ile karşılaştı. Ona: “Niçin bizden ayrıldın, sohbetlerimizi terk ettin?” diye sordu. Talebesi:

Bu zamana kadar sizden aldıklarım ve öğrendiklerim bana yeter, artık size ihtiyacım kalmadı” cevabını verdi. Büyük arif bundan rahatsız oldu ve onu şöyle uyardı:

Eğer bir kimse, birisinden aldığı feyz ile yetinseydi, Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın (r.a) Hz. Peygamber’den (s.a.v) aldığı feyz ile yetinmesi gerekirdi. Hâlbuki o, Allah Rasülü’nden vefat edene kadar ayrılmadı. Sen nasıl ayrılıyorsun?” 23


Allah dostlarını bulduktan sonra onların sohbetinden ayrılan kimse, sudan çıkmış balığa benzer. Kısa zamanda gücü biter, nefesi tükenir, karada ölür gider.
Velilerden Ebu Bekir Tilmisani (k.s) demiştir ki:

Allah’la sohbet ediniz. Eğer buna güç yetiremezseniz, Allah’la sohbet eden ariflerle beraber bulununuz ki, onların bereketi sizi Allah’la beraber olmaya ulaştırsın.“ 24


Zekeriyyâ Ensârî (k.s) “Evliyanın sohbetlerine katılmayan ve gitmeyen ulema ve fakihler, yenen katıksız ekmeğe benzer ” buyurmuştur. 25

Âlimlerden Cafer b. Süleyman (rah) salih insanlarla beraberliğin kendisine ne kazandırdığını şöyle anlatır: “Kalbimde bir katılık hissettiğim zaman, kalkar hemen Muhammed b Vasi’in yanına gider, meclisine katılır, yüzüne bakardım. Böylece kalbimdeki katılık gider, içime ibadet neşesi gelir, tembellik üzerimden kalkar ve bu neşe ile bir hafta ibadet ederdim.” 26



Günümüz hayat şartlarında sohbet meclisleri, insanın kendini bulacağı, hakikati soluklayacağı, ruhunu doyuracağı mana sofralarıdır. Sohbet sûfînin günlük gıdası gibidir. Mümkünse her gün, değilse haftada bir sohbet gıdasını almalıdır. Yoksa kalp kurur, ilerleme durur. Sûfî için sohbet, ağaç için su gibidir.
Muhabbet ve sohbet ile kazanılan feyiz ve bereketin birçok şeyle elde edilmeyeceği erbabınca bilinmektedir. Tasavvuf sözün amele, amelin hale, halin marifete, marifetin ilâhi muhabbete dönüştürüldüğü bir mekteptir.
Herkes samimiyeti, gayreti ve muhabbeti neticesinde bu mektepten istifade etmektedir. Duamız, büyüklerin himmet ve bereketiyle Allahü Teâlâ’nın bu güzel yolda bizleri muvaffak kılmasıdır.

1 Hayat Dengemiz, S. Muhammed Saki Erol, Yolumuz Sohbet Yoludur

2 Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn-i Mace

3 Tevbe, 119

4 Buhari, Zebaih 31; Müslim, Birr, 146; Ebu Davud Edeb, 16.

5 Hud/113

6 Bakara/118

7 Tirmizî

8 Sohbetle İrşad, Nazarla Tedavi, Dr Dilaver Selvi

9 Allah Dostlarından Yaşayan Sözler, Muzaffer Taşyürek, s.224

10 Hayat Dengemiz, S. Muhammed Saki Erol, Yolumuz Sohbet Yoludur

11 Mevlânâ Ali b. Hüseyin es-Safî, Reşâhât, 188.

12 Buhari, İlim 8; Müslim, Selam, 10, (26); Muvatta, Selam, 3,

13 Mürid ve Mürşid Hukuku, Mehmet Ildırar

14 Abdülhakim el-Hüseynî, Sohbetler, 24.

15 Hatme-i Hâcegân Sultanları, Muzaffer Taşyürek, s.153

16 Mürşid ve Mürid Hukuku, Mehmet Ildırar, s. 134

17 Yar ile Şimdi - Dr.Ahmet Çağıl

18 Mürşid ve Mürid Hukuku, Mehmet Ildırar, s. 94

19 Abdurrahman et-Tahi, İşaretler, 155.

20 Tenbihü’l-Gâfilin, Ebu Leys Semerkandî

21 İslam Âlimleri Ansiklopedisi, II,129

22 Semerkand Dergisi, Mektubat-ı Muhammed Ziyauddin k.s’den, Ali Kaya, Şubat 2008

23 İbnu Acibe, el-Fütuhatü’l-İlâhiyye

24 Sühreverdi, Gerçek Tasavvuf, 554

25 Behçetü’s Seniyye, Muhammed b. Abdullah Hânî, s.41

26 Zehebî, Tarihu’l-İslam; Gazalî, İhya



Do'stlaringiz bilan baham:


Ma'lumotlar bazasi mualliflik huquqi bilan himoyalangan ©hozir.org 2017
ma'muriyatiga murojaat qiling

    Bosh sahifa